Röportaj

Özel Röportaj: Burçin Büke ve Güvenç Dağüstün

Piyano tuşlarında mucize dokunuşlar… Alkışlarınızla; Burçin Büke

Klasik Müzik Dünyası’nın çok önemli bir ismi olan Burçin Büke ile, Kitvak’ın Hücresel Tedavi Merkezi projesine destek olmak amacıyla verilen konserde tanışmak nasip oldu. Büke, daha 10 yaşındayken “Harika Çocuk” sınavını kazanarak müzik eğitimini yurt dışında üstün başarıyla tamamlayan, birçok uluslararası piyano yarışması birincilikleri bulunan, Hannover Müzik Akademisi’nin solistlik sınavını birincilikle kazanan, en prestijli konser salonlarında ülkemizi büyük başarıyla temsil eden bir sanatçı. Başarılı bir özgeçmişi var. Böyle bir özgeçmişe sahip adamın özgüven patlaması ile konuşacağını sanıyorsunuz ve kesinlikle yanılıyorsunuz. Şahane bir adamla tanıştım konser öncesinde. Üstelik mental hazırlıkta olduklarını düşündüğüm kulise adım atarken “Benan be, konsere yarım saat kala bu görüşme yapılır mı?” dedim kendime, “adam şu an konsere konsantre olma durumunda”. İyi ki “cesaret korkuya rağmen harekete geçmektir” sözünü yerine getirmişim ve o kapıdan girmişim.

Çok güzel bir adam Burçin Büke. Samimi. Neşeli. Zarif. Sahnede ise bambaşka bir adam oluyor. Tuşlar üzerinde mucizeler yaratırken, mimikleriyle de hem kendisini hem de izleyeni başka bir dünyaya götürüyor. Onu izlemek konseri daha etkin kılıyor. Ve piyanoyu o kadar keyifle ve sanki çok kolaymış gibi kullanıyor ki, izleyici o an sahneye fırlayıp yanına otursa sanki hemen çalabilecekmiş gibi hissediyor. Bana verdiği his bu…

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı
Piyanist Burçin Büke

Yetenekli bir çocuk olarak erken yaşta başladığın müzik kariyerinin oluşumunda seni en çok etkileyen dönemler ve olaylar neler?

Yetenek, senin için büyük bir kazanç veya büyük bir rakip olabilir. Bana tepside sunulmadı. Henüz 4 yaşındayken yaşıtlarım sokakta oynuyordu ve ben ilk önce piyanomu çalışır daha sonra kendimi ödüllendirirdim. O yetenek beni 10 yaşında yatılı olarak Ankara Devlet Konservatuarı’nda okumaya gönderdi. Tüm derslere tek başına giriyor, Türkiye’nin en değerli hocalarından ders alıyordum. Piyano çalışmalarımı ilk önce Ali Ersümer, Mithat Fenmen, Gülay Uğurata, kompozisyon derslerimi İlhan Baran ile yapıyordum. 11 senelik okulu 6 sene atlayarak 5 senede bitirmiştim. 15 yaşında üniversiteyi bitirdiğimde piyanonun başında kendime söylenirken, “şimdi başlıyor” dediğimi hatırlıyorum. Okuldaki arkadaşlarımın bazılarının benim bu kadar erken mezun olmamdan çok mutlu olduğunu söyleyemem. Oysa ben onlardan uzak olacağım için üzülürken, meslek hastalığı nüksetmişti dostlarımda 🙂

Hem Türkiye’de hem de yurt dışında eğitim alan bir müzisyen olarak ülkemizdeki müzik eğitimi konusunda neler dersin?

Ülkemizde Sanat…   İlk önceliğimizin sanat olmadığı kesin. Genetiğimizde bu sevginin olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanı sıra son derece yetenekli insanlarımız var ama desteklendiklerini pek söyleyemem. Ne yapılması gerekiyor? Yurtdışına gönderilen yeteneklerimizi ülkemizde daha çok dinlememiz lazım. Kadroların açılması gerekiyor. Onları “Müzik Sanayisi”nin çukuruna atmamamız lazım. Festivallerdeki sanat kurulları sadece kendi sanatçılarına verdiği konserlerle bir hedefe ulaşılamayacaklarını bilmeleri gerekiyor. Oysa Avrupa’da konser vermek için o kadar olasılık var ki. Hakkınızı da pek yemezler. Sadece çalışıp işin peşini bırakmamalısın. Eğitim konusunda olanaklarımız oldukça kısıtlı. Benim zamanımda inanılmazdı, çok iyiydi.

Müzik yeteneğiyle doğmuş bir insanın önce kendisine, sonra yaşadığı topluma, çevresine karşı görevleri var mı sence?

Sanatçının topluma doğru mesajlar vermesi gerekir. Kendi kurduğu hayalleri onlarla paylaşması, fırsatçılıktan uzak (her  hadiseye müzik yapmak gibi), dinleyiciyi kandırmadan, enstrümanından hep daha iyi ses çıkartması, doğa sevgisi, hayvan sevgisi, sistemin içine girmeden kendini de kandırmaması gibi…

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı

Geleneksel ve yerel çizgiyi uluslararası ve çağdaş yapı ile harmanlayan, evrensel bir tarzın var. Müziğe bakış açını anlatabilir misin?

Klasik. Caz. Etnik. Pop. Arabesk… En önemlisi kafama uygun arkadaşlarımla müzik yapmayı seviyorum. Benim onlara, onların bana inanması gerekiyor. “Tanini Trio” ile (kanunda Tahir Aydoğdu, neyzen Bilgin Canaz) yurtiçi ve yurtdışında harika konserler veriyor, kendi bestelerimizi yorumluyoruz. Klasik Batı Müziği konserlerimiz muntazam sürdürüyor. Caz triosu ile “Klasikten Caza”, Güvenç Dağüstün ile “Şair Şarkıları” konserlerimizi yapıyoruz. Birçok pop sanatçısına düzenlemelerde ve yorumcu olarak katkıda bulundum. Ama en değerlisi benim için İlhan Şeşen ile yaptığım “Ciddi Eğlence” çalışmamdır. Evrenselliğe müziğin tarzı seni taşımaz, sadece ve sadece senin dokunuşların sürükler.

Biz sahnede işini prensiple yapan ama neşeli bir sanatçıyı izliyoruz. Çalışırken ve çalışma hayatı dışında nasıl bir insan Burçin Büke?

Kesinlikle sahne dışında oldukça neşeli, hatta biraz fazla neşeli biri olduğum kesin. Bunu yakın dostlarım söyler. Provalarda da bir o kadar antipatik birisi olduğumu düşünüyorum. En küçük sorun bile beni çileden çıkartabilir ve hatta kırıcı bile oluyorum. Prova bittiğinde her şey normale dönüyor:))) Sahnede eğlenmeyi seviyorum. Sahneyi çok seviyorum.

Seni izlerken klasik virtüözlerden farklı biriyle karşılaşıyor insan. Sadece dinlemiyor, izliyor da. Mimiklerin seni başka bir yere taşıyor seyirci gözünde. Teatral yapının altında ne var?

Önceden tasarlamadığım hadise. O anda çaldığım eserle alakalı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de müzik yapan bir yetenek, bu ülkeye kırılır mı? Senin kırgınlığın var mı?

Zaten sanatçı kırılgan biridir. Söylenir, şikayet eder, mızmızlanır, ağlar… Ama bunlar benim için 25 sene önce bitti. Kimse ile müzik konuşmam, ama onları dinlerim J

İzleyiciyle notalar dışında da söyleşmeyi seviyor musun?

Bazı konserlerimde konuşuyorum, onları rahatlatmak istiyor ve onlarla arkadaş olmaya çalışıyorum. Batı müziğinde ise asla konuşmamayı tercih ediyorum.

Bir besteci olarak Türk bestecilerin dünyadaki algısı, bilinirliği ve durumu hakkında ne düşünüyorsun?

Çok iyi tanıtıldığını düşünmüyorum. Sınıflarını tam olarak bulduklarını söyleyemem. Kişisel olarak saygı duyduğum eserler var ama tercihen kendi bestelerimi çalıyorum yurtdışında… İlhan Baran’ın tüm eserlerini  çok  beğenirdim.

Konservatuar ve üniversiteler bazında soruyorum; ülkemiz sanatçısından bilgi ve deneyim konusunda yararlanıyor mu? Yani konuk öğretici pozisyonlarında davetler alıyor ve derse giriyor musun?

Bugüne kadar hiçbir konservatuardan hiçbir davet almadım. Sanıyorum hallerinden mutlularJ. Yurtdışında Almanya, Yunanistan, İngiltere’de birçok workshop çalışmam oldu.

Gıpta ettiğin müzik insanları kimler?

Kesinlikle İdil Biret…

Burçin Büke ile beraber bir müzik projesi yapabilmek için olmazsa olmazların neler?

Aynı dili konuşmamız gerekiyor. Birkaç kırmızı çizgim var. Çalışkan olması, hikayeyi iyi anlaması, hin olmaması gibi:) Benim bir özelliğim de şu; canavar yaratırım:)))))

Ve gelelim kentin dedikodusuna… İzmirli seyircinin yapısı üzerinde konuşabilir miyiz?

İzmir ah İzmir… Ne güzeldir onlar… İzmir sanatçı doğurur ve yaşatır. Çok özlüyorum çok… Daha ciddi çalışılması gerekiyor festival ve konser Organizasyonlarında… Biraz daha cesaretli olmaları lazım.

Son olarak bir de radyo programlarını sormak istiyorum. Seviyorsun radyoyu…

14 senedir Gaye Çağlayan ile ” Müzik Mutfağı” programını yapıyorum. Radyo çalışmalarını çok seviyor ve samimi buluyorum. Borusan klasik radyo, İnternet radyosundan her perşembe saat 10.00 12.00 arası dinleyicilerimizle buluşuyoruz. Mutlaka dinleyin…

Teşekkürler Burçin Büke. İyi ki bir gönüllü olarak Kitvak projesine değerli katkını koydun da seni yakından tanıyabildim, tanıtabildik.

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı
Burçin Büke, Benan Bilek, Güvenç Dağüstün

Pırıl pırıl bir ses; Güvenç Dağüstün

Nefis bir adam Güvenç Dağüstün. Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na girerek tenor Pekin Kırgız’ın öğrencisi olmuş. Ankara Devlet Operası’nın açtığı sınavı kazanarak bu kurumun en genç sanatçısı olmuş. Bulgaristan’ın Varna kentinde düzenlenen “Uluslararası Varna Festivali” kapsamında mezzosoprano Ksgr. Prof. Margarita Lilova’nın kursuna katılmış ve bir yıl sonra Viyana Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nin sınavlarını kazanarak Prof. Lilova’nın öğrencisi olmuş. Ankara Devlet Operası’ndaki görevinden ayrılarak Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafınfan verilen burs ile Avusturya’nın Viyana kentinde çalışmalarına başlamış.

İzmir Devlet Operası’nda konuk sanatçı olarak G. Donizetti’nin “Aşk İksiri” operasında ilk başrolü “Belcore”yi seslendirmiş. Avusturya’nın Innsbruck kentinde Georg Schmöhe yönetiminde C. Orff’un “Carmina Burana” adlı eserinde bariton sololarının yanı sıra kontrtenor solosunu da seslendirerek bir ilke imza atmış ve büyük beğeni toplamış. Viyana’da seslendirdiği, Yunan besteci Perikles Liakakis’in “Çizmeli Kedi” operasındaki başrol ile bu eserin dünyada ilk kez seslendirilişinin solistlerinden olmuş. Önce Efes Antik Tiyatro’da ve daha sonra İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda ve Atatürk Kültür Merkezi’nde, Fazıl Say’ın “Nazım” adlı eserini Fazıl Say, Genco Erkal ve Sertab Erener ile birlikte seslendirmiş. Bunun ardından “Rumeli Hisarı – Yıldızlı Geceler” konserleri kapsamında Fazıl Say ile birlikte bir resital vermiş ve Say’ın şarkılarının Türkiye’de ilk seslendirilişini gerçekleştirmiş. Şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde Say’ın “Nazım” adlı eserinin CD ve DVD kayıtlarını Fazıl Say, Genco Erkal ve Zuhal Olcay ile birlikte gerçekleştirmiş. Daha daha  pek çok “ilk” var onun kariyerinde.

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı
Güvenç Dağüstün

Amaaaaaa… Fazıl Say’ın “İlk Şarkılar” albümünün İnsan İnsan yorumunda onun ses rengini, temiz yorumunu, tane tane söylemini dinlerken müziğin insanın tam kalbine işleyişini hissetmiştim. Aynı şarkıyı on altı kez dinleyerek yol yaptığımız bir gün vardı. Sanki Güvenç de o yolu benimle yapmış ve babamın vefatı nedeniyle kat ettiğim İzmir-İstanbul yolumda sabır dayanağım olmuştu.

O kadar şanslıyım ki Kitvak için verdikleri “Şair Şarkıları” konseri öncesi, hayatıma haberi olmadan önemli bir dokunuşta bulunan o güzel sesin sahibiyle tanışabildim. İşte böyle zamanlarda yaptığım işe aşık oluyorum.

Sahnede hem yakışıklı hem de yorumuyla büyüleyen bir sanatçısın. Farklı projelerle tanıyoruz seni. En çok ne söylemeyi seviyorsun?

Tabii ki en keyif aldığım klasik müzik repertuarı. Benim aldığım eğitimi almış birisi için bundan normali yok aslında. Opera söylemeyi özledim mesela. Söylemediğim süreçte bile sürekli bir rol çalışıyorum.

Şu an nerede yaşıyorsun? Müziğin gibi yaşadığın yerlerde çeşitli. Bu farklı yerlerde yaşama seçiminin projelere de etkisi oluyor mu?

İstanbul’da yaşıyorum. Türkiye’de olduğum için opera söyleyemiyorum. Devlet operasının da aklına gelmiyor “gel” demek. 1999 yılında istifa edip gittiğim için hala bana küs olmalılar.

Yalnızca klasik eserlerle değil çağdaş müzik projelerinde de sıkça yer alıyorsun. Bu da sana farklı dinleyici ve seyirci kitlelerini getiriyor. Sahnede sanatını icra ederken nasıl seyirciyle bir araya gelmeyi seviyorsun?

İnan çok ilgilenmiyorum seyirciyle. Genelde gözümü kapatırım şarkı söylerken. En son sadece selamda açmışlığım da vardır. Ama arada konuştuğum projeler var mesela. Burçin ile yaptığımız “Şair Şarkıları” onlardan biri. Şarkıların hikayelerini anlatıyorum aralarda. Bazen çok iyi bildikleri bir şarkının hiç bilmedikleri gerçek hikayesine denk geliyorlar ve çok şaşırıyorlar. O zaman çok mutlu oluyorum. Sanki o hikaye onlarda hep benimle yaşayacak gibi geliyor. Hoşuma gidiyor.

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı

Harika bir yazarsın ve yazılarında kelimelerle adeta dans ediyorsun. Yazmak, üstelik pek çok konuda yazabilmek ciddi bir birikim. Yazma konusundaki düşüncelerini almak istiyorum.

Çok seviyorum yazmayı. Çok okumayan yazı yazamaz. Benim çocukluğumdan beri başucumda 6-7 kitap durur. Birlikte okurum hepsini. “Söz biter yazı kalır” derler ya. Benim yazı yazmam da şarkı söylemem de o hesap aslında. Bir şekilde yerimi işaretliyorum herhalde. (Gülüşmeler)

Düzenli olarak yazdığın yerler?

İlk yazımı Mustafa Balbay Cumhuriyet’ye yayımlamıştı. Orta okuldaydım. Aynı yazıyı bir de Fransızca yazmıştım; Le Monde bastı. Bunlar güzel anılar. Odatv’de yazdım uzun süre, sonra ara verdim. Bu aralar yine kaşıntım başladı. Yazacağım galiba yine.

Sosyal medyayı aktif kullanıyorsun. Özellikle twitter platformundan bahsediyorum. Duyarlı bir insan olarak hiçbir konuda da görüşlerini saklamıyorsun. Bunu sanatçı kişiliğin bir misyonu olduğunu düşünüyor musun?

İnan bunu bir görev olarak falan yapmıyorum. Ama yapmazsam, söylemezsem, yazmazsam rahatsız hissediyorum kendimi. “Korkmayın” demek istiyorum, ilham vermek istiyorum belki. Omurgamızdan başka neyimiz var ki?

Piyanist Burçin Büke ve Ses Sanatçısı Güvenç Dağüstün ile çok özel röportaj, Megaplus dergisi 40. Sayı

Farklı projelerde pek çok sanatçıyla beraber sahne aldın. Sahneyi paylaşmaktan çok keyif aldıkların kimler oldu?

Çok kişinin adını anmak lazım ama bana sadece bir kişiden bahset dersen cevabım Burçin Büke olur. Keşke daha Viyana’da yaşarken onun gibi bir partnerim olsaydı sahnede. Bakma, Charles Spencer, David Lutz gibi efsane piyanistler ile “lied” söyledim ama hiçbiriyle Burçin ile olduğu gibi birlikte nefes almadım. Umarım binlerce kayıt yaparız beraber.

Aklının kaldığı bir proje ya da keşke şunu ben yapsaydım dediğin neler oldu?

Yemeksepeti! Daha açılmadan üç, dört sene önce benim aklıma gelmişti. Vallahi bak, şahitlerim var! (Kahkahalar)

Veeeeee yeni albümün geliyor. Hadi biraz ondan bahsedelim.

Evet. Bütün düzenlemeleri Burçin yaptı. Tüm piyanoları o çaldı. Çok heyecanlıyım Benan. Kendi şarkılarım da var albümde, arkadaşlarımın şarkıları da var. Ustalarımın ben söyleyeyim diye verdiği sıfır kilometre şarkılar var. Daha ne olsun? Biz çok sevdik vallahi. Umarım dinleyici de sever. Bu arasa ben şirketimi çok seviyorum; bir dediğimi iki etmiyorlar hiç bir zaman. Bülent Forta ve tüm Ada Müzik ailesi beni “evde” hissettiriyor. Onlara teşekkür ederim.

Bugüne dek doğru sorular soran bir kişi olarak pek çok kişiye soru sordun. Güvenç Dağüstün ile görüşsen ona ne sorardın?

“En büyük hayalin?”

Şimdi bu soruyu cevaplar mısın?

Bir tekne – stüdyo yapmak. Bu yüzen stüdyoda karaya hiç ayak basmadan sürekli kayıt yapmak. Kayıtlara dalgaların ve martıların sesleri bile girsin, sakıncası yok.

Albümünün yolu açık olsun Güvenç. Merak ve heyecanla bekliyoruz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı