Musiki’nin Zarif Şefi: Gökçe ERİŞ

Benan BİLEK ile Biz Bize

Canım arkadaşımın Mine Gürel’in korist ve solist olduğu bir konserde gördüm onu ilk kez. Duruşuna hayran kaldım. Giyimine, koroyu yönetirken ki edasına, ellerine. Bir ara gözümü ayırmadan sadece onu izledim. Kolay değildi; karşısındaki koroda İzmir’in pek çok mevki sahibi ismi yer alıyordu. Pek çoğu da şeften yaşça büyük gözüküyordu ama herkeste inanılmaz bir saygı ve daha da önemlisi güven vardı. Adı Gökçe Eriş’ti.

Konser sonrası araştırdım Gökçe’yi. Deryaymış meğer. Müzik kariyerini okudukça hayranlığım arttı. Sonra tanış olduk. Bir “Biz Bize Kız Muhabbeti”me konuk oldu Alsancak’ta. Programda şarkı söylediğimiz bir yerde aniden kendisini sahneye çağırdım. Kompleksiz, egosuz, kalktı ve benim neşeli kadınlar koromu yönetti. O gün arkadaş olduk biz. Kendisini ve büyütmeye çalıştığı projelerini daha çok kişi bilsin istedim.


Musiki’nin Zarif Şefi: Gökçe ERİŞ

Öğrenme hiç bitmiyor değil mi Gökçe? Ve sen öğrenmeye doyamıyorsun…

Devlet korosunu kazandıktan sonra sürekli müzik içerisinde var olurken kendimde bir eksiklik hissettim, daha ileri götürmeliyim dedim. Isparta Süleyman Demirel Üniveritesi’nde İlahiyat Fakültesi’nde dini musikiye başladım. Çünkü müziğin temeli dini musikiden geliyor aslında. Ben istedim ki dini musiki kısmıyla ilgileneyim. O yönümü geliştirerek yaptığım işle birleştireyim. Şu an bitmek üzere tez aşamasındayım.

Son yıllarda seni çok heyecanlandıran müzikle terapi konusu var bir de…

Aslında bu Osmanlılar döneminde yapılmış bir çalışma. Edirne’de İmarethane var biliyorsun, müzik ile ruhsal hastalıkların tedavisi gibi konularla ilgili. Arkadaşlarım bununla ilgili bir dernek kurdu, ben de o derneğin kurucu üyelerindenim. Sağlık Bakanlığı da bu tedaviyi onayladı. Bu tedaviyi sadece Tıp Fakültesi ve Konservatuar mezunları yapabilecek. O belgeyi de aldık. Hastanelerde bu güzel tedavi uygulanacak ama ne yazık ki ilaç firmaları pek müsaade etmek istemiyor.

Uygulanmaya başladı mı?

Türkiye’de ilk kez bir özel hastanenin, Medical Park Hastanesi’nin kurduğu bir çocuk korosu var. İsmi “Şifa Veren Sesler Çocuk Korosu”. Doğadaki bütün sesler şifalandırır insanı ama çocuk sesleri, yani insanın en saf olan sesinden dinlediğimiz geleneksel müziğimiz bize çok şey kazandırıyor. Yavaş yavaş cd’lerimiz dönüyor, hastanenin sosyal medya kanallarında dönen bir sürü klibimiz var. Bu yıl projenin üçüncü senesindeyiz ve artık markalaşmak üzereyiz.

Çocuklar musikiye uyum sağlayabiliyor mu?

Çocuklara verilen emeğin boşa gitmediğini, sünger gibi benden bütün şarkıları çektiklerini görebiliyorum. İki ders saatinde ben 3-4 tane eser geçiyorum. Bunların içerisinde “Dök zülfünü meydana gel”, Dede Efendi’nin “Hüzündür Cihanı”, “Ey Gülü Bağı Eda” , “Yine Bir Gülnihal” gibi eserler var. Bunları çocuklara vermek benim için çok büyük bir keyif. Her yaş grubu ile çalışıyorum ama Adliye korosu ve çocuklardan çok memnunum.

Sanırım kimsesiz çocuklar da projenin içindeydi, öyle değil mi?

Bu proje aslında özel çocuklar ve kimsesiz çocuklar ile ilgiliydi. Yetiştirme yurtlarına giderek tek tek çocukların seslerini dinledim. Tüm çocuklarla ilgilendim, bacağıma sarılanlar, bırakma diyenler o kadar çoktu ki. Ama ne yazık ki o çocuklar dezavantajlı oldukları için yetenekleri gelişmemiş, konuşmayı bile doğru düzgün bilmiyorlar. Onların çok şeye ihtiyaçları var. Aralarından 3-4 tanesini seçebildim. Sevgi Evleri’nden iki kardeş şu anda bizde öğrenci. 11 ile 14 yaş arasında iki ayrı çocuğumuz daha var. Genel yaş skalamız 8-13 arasında. İleride de kimsesiz çocuklar ile ilgili gerçekleştirmek istediğim projelerim var.

 4 kimsesiz çocuğumuz şu anda bizden enstrüman dersleri alıyor nota solfeje başladılar. Haftada 2 saat dersimiz var daha çok ders yapma şansımız olsa bu çocuklar çok daha iyi şeyler başaracaklar. Henüz sadece kurs aşamasındayız. Şu ana kadar keman, ud, kanun, piyano, mandolin ve bağlama dersleri veriyoruz. Nota eğitimi veriyoruz. İlerleyen zamanlarda eminim ki daha da büyüyecek. Eğer hastane üniversite olursa üniversite bünyesinde bir ses okulu yani müzik okulu açmayı planlıyor. Böyle bir şey gerçekleşirse elimden geleni yapmak isterim.

Musiki’nin Zarif Şefi: Gökçe ERİŞ

Kim nasıl bir katkı sağlayabilir bu projeye?

Bizim istediğimiz sosyal sorumluluk projelerinde çocukların yine çocuklara, çocuk onkolojisi hastanelerine Ege Üniversitesi Hastanesi olabilir, Behçet Uz Hastanesi olabilir konser düzenleyip (ki bu anlamda çalışmalarımız var, her an konsere hazırız) bilet satışı yapmak ve çocuklarımıza ne sağlayabilirsek elimizden geleni yapmak. Sesler ile şifa vermek istiyoruz. Ve sesimizle maddi olarak ne yapabilirsek yapmaya hazırız. Aynı şekilde manevi olarak da yapılacak olan her şeye hazırız. Medical Park da buna hazır.

Herhangi bir konser ortamından kaçasın geldi mi hiç? Yok olmak istedin mi bir anda?

Evet, misafir solist sanatçı olarak davet edildiğim bir koroda yok olmak istedim. Kendi yaptığım organizasyonlarda hiç yok olmak istemedim. Mine Gürel gibi yardımsever arkadaşlarım olmadan önce davetiyesinden, kıyafetlere, sazların notalarından, sahnenin süslenmesinden ve slaytlardan kısacası her şeyden ben sorumluydum.  Şimdi yardımcı ekip olduğu için içim ferah.

Bana bazen “Hobin var mı?” diye soruyorlar. Ben hobimi iş olarak yapıyorum. Hobimi meslek haline getirdim. Doğada olmak, hayvanlarla olmak, sevdiğim insanlarla vakit geçirmek bence yaşamdaki en güzel şey.

Bana bir haftanın nasıl geçtiğini anlatır mısın?

Pazartesi akşamları saat 17.30’dan sonram boş, Salı, Çarşamba, Perşembe gece saat 21.00’lere kadar doluyum, Cuma günü her hangi bir aktivitem yoksa o günler de boşum. Cumartesi ve Pazar çocuk korosu ile ilgileniyorum. Fırsat buldukça arkadaşlarımla buluşmaya çalışıyorum.

Projelerin var. Daha çok nerelerde duyurmak isterdin? Bu ülkede müzik yapmanın dezavantajları var mı?

Aslında İzmir’de olmak bir dezavantaj. İstanbul, sanat adına iyi olanı ön plana çıkarıp alkışlamayı bilen bir memleket. Ama İzmir’den de iyi sanatçıların, iyi projelerin, iyi seslerin çıktığını gösterebilecek bir ortam istiyorum. Profesyonel olarak çalıştığım bir ekibim var. Onlarla unutulmaya yüz tutmuş eski fasıllar, köçekçeler,  Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Radife Erten, Sabite Turgülerman, Perihan Altındağ gibi büyük sanatkarların seslendirdiği eserlerin aynı tarzda seslendirilişiyle ortaya çıkarttığımız projelerim var. Bu projeleri duyurmak istiyorum ama İzmir’den duyurmak istiyorum. İzmir’in buna sahip çıkmasını istiyorum. Şimdiye kadar belki de beni tanıdığı için çocuklara verdiğim özveriyi bildiği için tek destek veren Medical Park. Türkiye’de müziğe destek yok. Kültürün yapıtaşı müzik. Burada doğan büyüyen bir sürü insan annesinden ninniyi Türk müziği formunda dinliyor. Oluşturduğumuz şeyi ileriye aktarmak istiyorum. Benden sonra, bizden sonra gelecek olan nesle bu nağmelerin ulaşması lazım.

Titrediğin oluyor mu sahnede?

Oluyor tabii ama hiç belli etmediğimi söylüyorlar.

Sahnede çok ciddi bir duruşun var ama gerçekte çok eğlencelisin sen…

Aslında gülmeyi çok seven, deliler gibi gülen biriyim. Bir o kadar da saf yönlerim var ama dışarıdan çok soğuk görünüyormuşum öyle diyorlar.

Hedef ne bundan sonra?

Hayat beni bir şekilde sürükledi, şeflik hedefim değildi mesela.

Kaderci misin?

Galiba biraz öyleyim.

Suyun akışına bırakıyorsun ama düzgün akması için de çok çalışıyorsun…

Evet. Oldum olası bana verilen görevi en iyi şekilde yapabilmek için uğraşırım.

Kimi örnek alırsın?

İlk devlet korosuna girdiğim yıllarda İnci Çayırlı’ya çok özenmiştim. Onun şeflik deneyimi, sanatının yanı sıra bir İstanbul hanımefendisi oluşu, duruşu, erkek gibi olan yönleri vardır. Mesela benim de öyle erkek gibi olan yönlerim vardır.

Peki “öff ya” dediğin zamanlar oluyor mu?

Şarkı söylemekten hiçbir zaman “öff ya” demedim. Benim için çevremdekiler “sabah görüyoruz elinde dosya var şarkı söylüyor, akşam görüyoruz yine elinde dosyasıyla şarkı söylüyor” diyorlar. Doğru, gerçekten sabahtan akşama kadar şarkı söylüyorum ama hiç sıkılmıyorum. Ama bu iş doğru yapılmadığında “öff ya” diyorum. Mutfağını bildiğim işlerin öylesine yapıldığını, insanların kandırıldıklarını görünce tahammül edemiyorum. Tüm samimiyetinle Biz Bize köşeme konuk olduğun için teşekkür ederim Sevgili Gökçe Eriş. Dokunduğun her projenin gerçekleşmesi ve yerine ulaşmasını diliyorum.

Gökçe Eriş kimdir?

• İzmir’in Kiraz ilçesinde doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini bu ilçede tamamladı.

• Lise yıllarında Ud Dersleri aldı ve aynı yıllarda Ödemiş Musiki Cemiyetinin çalışmalarına katıldı.

• Ege Üniversitesi Devlet Türk Mûsıkîsi Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’nü kazandı.

• Üniversite yıllarında TRT İzmir Radyosu Türk Sanat Müziği İstisnâ Akitli Ses Sanatçılığı sınavını kazanarak beş yıl TRT İzmir Radyosunda görev yaptı.

• Eğitimi esnasında; Ali Rıza AVNİ, Akın ÖZKAN, Onur AKDOĞU, Güldeniz EKMEN, Kutlu PAYASLI, Selim ÖZTAŞ, Toygun DİKMEN, Mustafa HOŞSU, Hale GÜR’den, Radyo da ise; Mülkiye TOPER, Avin ANIL, Turhan YALÇIN, Yılmaz YÜKSEL, Vefik ATAÇ, Nursal Ünsal BİRTEK’ten istifade etti.

• 1998 yılının Aralık ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı EDİRNE Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğunda yetişmiş sanatçı olarak göreve başlayan Gökçe ERİŞ, bir dönem EDİRNE’de görev yaptıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı İZMİR Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğuna atandı.

• Aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları, Türk Din Mûsıkîsi Bölümünde Yüksek Lisans yaptı.

• Ses sanatçısı Gökçe Eriş görevine ilave olarak; TRT programlarında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı temsilen yurt içi ve yurt dışı birçok konserde solist olarak görev almıştır.

• “Kurtuluşu Aydınlatan Kadınlar” adlı proje çerçevesinde, bakanlık bünyesindeki sazende bayanlarla birlikte Üsküp, Kosova, Selanik, Bişkek’te, yine aynı proje ile Türkiye’nin dört bir yanında, proje dışında; Almanya, Tunus, İtalya, Washington ve Seattle’da, İspanya, Sicilya, Mısır ve Bosna Hersek’te düzenlenen turnelerde ve özel konserlerde solist olarak görev yapmıştır.

• Türkiye’de ilk kez kurulan Adalet Bakanlığına bağlı İzmir Adliyesi Türk Sanat Müziği Korosunun 13 senedir şefliğini yürüten Gökçe Eriş aynı zamanda, İzmirli Avukatlar Türk Müziği Korosu şefliğini yaparak, Türk Müziğinin doğru öğrenilmesi ve tanıtılması ile ilgili çalışmalarına titizlikle devam etmektedir.

• Özellikle çocuklara yönelik çalışmalarda; okullara gönüllü olarak konser düzenlenmesi, çocuklarımızın müziğimizi öğrenmesi ve rehabilite edilmesi hususunda oldukça çaba sarf etmektedir. “Eğitim ve Çocuklar” konulu projelerde gönüllü olarak verdiği salon konserleriyle çocuklarımıza ve geleceklerine sesiyle katkıda bulunmaktadır.

• 2017 yılında Türkiye’de ilk kez bir özel hastanenin sosyal sorumluluk projesi kapsamında kurulan “Şifa Veren Sesler Çocuk Korosu”nun Sanat Yönetmenliğini üstlenmiştir. Kimsesiz çocukların da aralarında bulunduğu koroda onların duygusal, ruhsal ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunacak olan öz kültürümüz müziğimizi öğretmekte ve geleceğimizi şekillendiren gençler yetişmesinde yardımcı olmaktadır.

• Bunların yanı sıra; ülkemizde 2016 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan “Müzikle Tedavi Derneği”nin kurucu üyelerindendir.

• Halen görevini Kültür ve Turizm Bakanlığı İZMİR Devlet Klasik Türk Müziği Korosunda ses sanatçısı olarak devam ettirmektedir.